Bazen sadece durmak istersin. Dünyanın hızı, sorumlulukların ağırlığı ve en çok da o hiç bitmeyen “ilişkileri yönetme, kurtarma, oldurma” çabası omuzlarına çöker. İşte tam o anlarda fısıldarsın kendine:
“Belki de tükenmişimdir. Bir şeyler yapacak, bir şeyler için uğraşacak çabayı kendimde bulamıyorumdur. Benim de emek vermeden güzel giden şeylere ihtiyacım vardır. Hep ben yorulmak istemiyorumdur. İnancımı yeniden kazanmaya ihtiyacım vardır. Beni bana geri vermek istiyorumdur.”
Bu cümleler, sadece bir yorgunluk beyanı değil; aslında ruhun en derinden gelen imdat çağrısıdır. Bir düşün… Hayatın boyunca kaç kez aynı virajı döndün? Kaç kez farklı yüzlerde, farklı isimlerde ama tıpatıp aynı hissettiren o tanıdık düğümün içinde buldun kendini? Bugünü gel, neyi neden feda ettiğimizi, o kıramadığımız görünmez döngüleri birlikte irdeleyelim. Ne bir hoca edasıyla ne de teorik kalıplarla… Sadece iki yorgun ruhun dertleşmesi gibi, kelimelerin akışına bırakarak kendimizi.
Görünmez Döngülerin Anatomisi
İlişkilerde hepimizin farkında olmadan yazdığı ve defalarca sahnelediği gizli senaryoları vardır. Kendimi geriye dönüp incelediğimde görüyorum ki, ne zaman bir ilişkide tıansam, aslında geçmişten getirdiğim ve ruhuma sinmiş bir görev tanımını yerine getiriyorum. Çoğu zaman bir kurtarıcı rolüne soyunurken buluyorum kendimi. Birinin hayatına girdiğim an, ilk iş olarak onun yaralarını sarmaya, eksiklerini tamamlamaya, onu adeta iyileştirmeye çabalıyorum. Fark etmeden karşındakine bir proje gibi yaklaştığında ise senaryo hiç değişmiyor; o iyileşiyor ya da gitgide tembelleşiyor, sen ise onun yükünü taşımaktan günün sonunda tek başına tükeniyorsun.
Bu durum, aslında çocukluğumuzdan beri içimize işleyen o meşhur “emek verirsem sevilirim” yanılgısından besleniyor. Bir şeyi hak etmek için illa canımızın çıkması gerektiğine, sevilmek için çok çabalamak, sürekli alttan almak ve hep ilk adımı atmak zorunda olduğumuza inanıyoruz. İşte bu yüzden, emek vermeden sadece varlığımızla güzel giden şeylerin hayalini kurarken bile içimizde derin bir suçluluk uyanıyor. Tam bu noktada durup soruyorum sana: Kendini ne zaman “Sadece ben olduğum için değerliyim” derken yakaladın? Yoksa değerini, hala sadece ilişkide harcadığın o yoğun eforla mı ölçüyorsun?
İnancın Kırıldığı Yer
“Hep ben yorulmak istemiyorumdur,” dediğin an, aslında kalbinin adalet terazisinin tamamen bozulduğu andır. Bir bakıyorsun ki, ilişkinin lokomotifi hep sensin ve sen o yükü çekmesen vagonlar asla hareket etmeyecek. Bir süre sonra bu durum içsel bir öfkeye ve en acısı da derin bir inançsızlığa dönüşüyor. İnsanın aşka, dostluğa ve samimiyete olan inancı bir kez zedelendi mi, dünyadaki tüm pencereler kapkara görünmeye başlıyor.
Buradaki döngüyü kırmak bizim için neden bu kadar zor biliyor musun? Çünkü o tanıdık acı, henüz bilmediğin ve deneyimlemediğin bir huzurdan daha güvenli geliyor zihne. “Yine aynısı olacak” diyorsun ve haklı çıkmanın o buruk, karanlık tatminini yaşıyorsun. Ama aslında o döngüyü besleyen, yine senin o çabayı daha yolun başında sonsuz kredilerle karşı tarafa sunmandır. Sınır çizmek, “Buraya kadar, artık biraz da senin çabanı görmek istiyorum” demek sana neden bu kadar korkutucu geliyor? Karşındakini kaybetmekten mi korkuyorsun, yoksa onun senin için parmağını bile kıpırdatmayacağı gerçeğiyle yüzleşmekten mi?
Beni Bana Geri Ver
Yazının başındaki o can alıcı cümle var ya: “Beni bana geri vermek istiyorumdur.” İşte bu cümle, gerçek iyileşmenin ve uyanışın başladığı yerdir. Çünkü fark edersin ki, seni senden alan aslında başkaları değildi; yine sendin. Sen kendi rızanla verdin zamanını, enerjini, neşesini ve sabrını. Karşı taraf daha istemeden sen kendi ellerinle avuçlarına bıraktın her şeyini ve şimdi ise iflas etmiş bir tüccar gibi hissediyorsun.
Kendini kendine geri vermek, öncelikle muazzam bir duruşla “durmayı” becerebilmekten geçiyor. Hiçbir şey yapmamayı, ilişkide o eksilen tuğlaları hemen yerine koymaya koşmamayı denemelisin. Bırak duvar biraz eksik kalsın; bak bakalım, karşındaki o tuğlayı yerden kaldırıp yerine koyacak mı, yoksa duvarın yıkılmasını sadece izleyecek mi? Bunu görmek canını yakabilir ama seni mutlak bir özgürlüğe kavuşturur. Aynı zamanda kendine yorgun olma izni vermeli, güçlü görünmek zorunda olmadığını kabul etmelisin. Her krizi çözmek, her mutsuz yüzü güldürmek senin görevin değil; bugün de sen köşene çekil ve bırak dünya biraz da sensiz dönsün. Çabasız güzellikleri kabul etmeyi öğrendiğinde ruhun hafifleyecek. Sana bir çiçek uzatıldığında altında bir neden aramadığında, birisi senin için bir iyilik yaptığında mahcup olup hemen karşılığını vermeye çalışmadığında döngü kırılacak. Sadece “Teşekkür ederim” deyip o sevginin ruhuna akmasına izin verdiğin an anlayacaksın ki, sen hiçbir şey yapmadığında da sadece varlığınla sevilmeye layıksın.
Sevgili yol arkadaşım, şu an hissettiğin o derin tükenmişlik hissi yolun sonu değil, aksine yeni bir senin doğuş sancısıdır. Ruhun şu an sana açıkça “Başkalarını sevmek için harcadığın o muazzam enerjiyi biraz da kendine sakla” diye fısıldıyor. Döngüler, biz onlardan almamız gereken dersi alana kadar hayatımızda tekrarlayıp dururlar. Eğer hayatında sürekli “yorulan taraf” oluyorsan, belki de hayatın sana öğretmeye çalıştığı şey sadece almayı öğrenmek, taleplerini korkusuzca dile getirmek ve kendini feda etmeden de var olabileceğini görmektir.
Şimdi derin bir nefes al. O çok yorulduğun ilişkilerin, o bitmek bilmeyen çabaların üzerine bir süreliğine şalını ört. Kendine bir kahve yap ya da sadece sessizce gökyüzüne bak. İnancını bir başkasında değil, kendi içindeki o hiç sönmeyen adalet ve sevgi ışığında yeniden kazanacaksın. Sen, en çok seni hak ediyorsun; kendini, kendine geri vermekten asla korkma.


