Gündem

Bize Yazılmış Bir Hayatın İçinde Ne Kadar Özgürüz?

Hiç durup da kendinize şu soruyu sordunuz mu?

“Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum?”

Ben bu soruyu son zamanlarda kendime daha sık soruyorum. Çünkü insan yaş aldıkça bazı cevapların aslında cevap olmadığını fark ediyor.

“Ben böyleyim, Benim karakterim böyle, Hayat şartlarım bunu gerektiriyor, Başka çarem yok, Böyle gelmiş, böyle gider.”

Peki gerçekten öyle mi? Yoksa biz, bize yıllar önce öğretilmiş bir hayatı hâlâ sorgulamadan mı sürdürüyoruz? Düşünüyorum da…

Dünyaya geldiğimizde bize bir hayat verilmiş oluyor.

Bir aile, Bir isim, Bir dil, Bir kültür, Bir inanç dünyası,Bir çevre, Bir ekonomik şart…

Ve bütün bunların içinde bize neyin doğru, neyin yanlış olduğu anlatılıyor. Bizi seviyorlar, büyütüyorlar, koruyorlar. Ama farkında olmadan bize bir şey daha öğretiyorlar:

Nasıl yaşamamız gerektiğini.

Sonra okul başlıyor. Öğretmenler, arkadaşlar, sınavlar, başarılar…“Şunu olmalısın, Böyle davranmalısın, Bunu yaparsan başarılı olursun, İnsanlar senin hakkında ne düşünür?”

Derken toplum da kendi cümlelerini ekliyor hayatımıza.

Sonra büyüyoruz, bir iş seçiyoruz, bir eş seçiyoruz. bir ev kuruyoruz,çocuklarımız oluyor. borçlarımız, sorumluluklarımız, korkularımız, hayallerimiz…

Ve bir gün, belki kırkında, belki ellisinde, belki çok daha sonra, bir an geliyor. İnsan sessizce kendi içine dönüyor ve soruyor:

“Peki bütün bunların içinde ben neredeyim?”

İşte insanın canını acıtan soru bu.

Çünkü bazen hayatımızın büyük bölümünü kendimiz seçmişiz gibi görünürken aslında sadece bize sunulan seçeneklerden birini seçmiş olduğumuzu fark ediyoruz.

Mesela gerçekten istediğim için mi o işi yaptım? Yoksa “iyi bir meslek” olduğu söylendiği için mi? Gerçekten sevdiğim için mi o ilişkide kaldım? Yoksa yalnız kalmaktan korktuğum için mi? Gerçekten böyle düşündüğüm için mi bazı insanları hayatımdan çıkardım?

Yoksa bana öğretilen doğrulara uymadıkları için mi?

Bazen insanın en büyük yanılgısı, kendi düşüncesi sandığı şeylerin aslında yıllar önce içine yerleştirilmiş düşünceler olduğunu fark etmemesi.

Carl Gustav Jung’un şu sözü burada insanın karşısına çıkıyor:

“Bilinçdışını bilinçli hale getirene kadar, o senin hayatını yönetir ve sen ona kader dersin.”

Ne kadar çarpıcı değil mi?

Belki de kader dediğimiz şeylerin bir kısmı, hiç sorgulamadığımız alışkanlıklarımızdır.

Aynı korku… Aynı tepki… Aynı ilişki biçimi… Aynı kaçış… Aynı suskunluk… Aynı seçim…Ve sonra yine aynı sonuç.

“Benim kaderim bu” diyoruz.

Oysa belki de hayat bize aynı soruyu tekrar tekrar soruyor:

“Fark edecek misin?”

Bence özgürlük tam burada başlıyor.

Her şeyi değiştirebildiğimiz yerde değil. Her istediğimizi yapabildiğimiz yerde hiç değil. Çünkü hepimizin değiştiremeyeceği şeyler var. Geçmişimizi değiştiremeyiz. Nerede doğduğumuzu değiştiremeyiz. Bize yapılanları geri alamayız. Bazı kayıpları telafi edemeyiz. Bazı insanları geri getiremeyiz.

Ama bütün bunların karşısında bundan sonra nasıl duracağımızı seçebiliriz.

Viktor Frankl’ın düşüncesi burada bana hep yol gösterici geliyor: İnsan, koşullarının tamamını değiştiremese bile, o koşullara karşı alacağı tavır konusunda bir özgürlük alanına sahip olabilir.

Belki de hayatın bize verdiği en büyük özgürlük budur. Her şeyi seçemeyiz. Ama bazı şeylere vereceğimiz cevabı seçebiliriz. Korkabiliriz ama korkumuzun bizi yönetmesine izin vermeyebiliriz. Üzülebiliriz ama acımızı bütün kimliğimiz haline getirmeyebiliriz. Geçmişimizde yaralanmış olabiliriz ama hayatımızın geri kalanını o yaranın etrafında kurmak zorunda değiliz.

Ve belki en önemlisi…

“Ben böyleyim.” demek yerine “Ben neden böyleyim?” diye sorabiliriz.

İşte bu küçücük soru, insanın hayatında kocaman bir kapı açabilir.

Çünkü “Ben böyleyim” dediğimizde hikâye biter. Ama “Ben neden böyleyim?” dediğimizde araştırma başlar. Kendimize bakmaya başlarız. Nereden geldiğimizi… Neleri kimlerden öğrendiğimizi… Neden bazı şeylerden korktuğumuzu… Neden bazı insanlara sürekli aynı şekilde davrandığımızı… Neden aynı döngülerin içinde dönüp durduğumuzu…

Ve belki ilk defa kendimize kızmak yerine kendimizi anlamaya başlarız.

Bana göre insanın gerçek özgürlüğü de burada.

Kendine hükmetmekte değil, kendini tanımakta.

Çünkü kendimizi tanımadığımız sürece, hayatımızdaki birçok kararı eski kayıtlarımız verir. Biz sadece sonucu yaşarız. Sonra da buna “benim seçimim” deriz.

Oysa bilinçli seçim, sadece iki seçenek arasından birini seçmek değildir.

Neden onu seçtiğini bilmektir.

İşte bu yüzden hayatın bize verilmiş bir program olduğunu düşünmek beni korkutmuyor.

Tam tersine…

Programın farkına varmak bana umut veriyor. Çünkü fark etmediğimiz bir program bizi yönetir. Ama fark ettiğimiz anda, bazı satırların altını çizebiliriz.

Bazı cümlelerin yanına soru işareti koyabiliriz. Bazılarını silebiliriz. Bazılarını yeniden yazabiliriz. Belki bütün hayatımızı değiştiremeyiz. Ama bir sonraki cümleyi değiştirebiliriz.

Bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşüm de budur.

Bir gün “Hayır” diyebilmek. Bir gün “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” diye sormak. Bir gün sırf herkes öyle yapıyor diye bir şeyi yapmamak. Bir gün kendimize dürüst olmak. Ve belki yıllardır ilk kez kendi sesimizi duymak…

Erich Fromm’un özgürlük üzerine düşüncelerini hatırlıyorum.

İnsan özgürleştikçe sadece seçenekleri artmıyor; sorumluluğu da artıyor.

Belki bu yüzden özgürlükten korkuyoruz. Çünkü kendi hayatımızın sorumluluğunu almak kolay değil. Başkalarının yazdığı hayatı yaşarken suçlayacak birileri oluyor. Ama kendi hayatımızı seçtiğimizde, sonuçlarıyla da yüzleşmek zorundayız. Yine de bütün bunlara rağmen insanın içinde çok değerli bir güç var:

Tercih edebilme gücü.

Belki sandığımız kadar büyük değil. Belki her kapıyı açmıyor. Ama var.

Ve bazen bir insanın hayatını değiştirmeye bir ömür değil, yalnızca bir bilinçli tercih yetiyor.

Bu yüzden bugün kendimize bir soru sormayı deneyelim.

Ama gerçekten cevap vermek için soralım:

“Hayatımda ne kadarını ben seçiyorum?”

Sonra bir soru daha:

“Seçtiklerimin ne kadarını neden seçtiğimi biliyorum?”

Belki cevaplar hoşumuza gitmeyecek. Belki bazı kararlarımızın bize ait olmadığını fark edeceğiz. Belki yıllardır taşıdığımız bazı düşüncelerin aslında bize ait olmadığını göreceğiz. Canımız acıyabilir.

Ama bazen insanın iyileşmesi de önce canını acıtan gerçeği görmesiyle başlamıyor mu?

Ben artık özgürlüğü, hayatımda istediğim her şeyi yapabilmek olarak görmüyorum. Özgürlük benim için başka bir şey.

Bana verileni fark etmek.
Bana öğretileni sorgulamak.
Korkularımı tanımak.
Ve bütün bunların içinden kendi seçimimi yapabilmek.

Belki bize bir program verildi. Belki hayatın bazı satırlarını biz yazmadık. Ama hikâyenin tamamı henüz bitmedi. Ve belki elimizde hâlâ bir kalem var.

Öyleyse insanın kendisine sorabileceği en güzel soru şu olabilir:

“Bana verilen hayatı mı yaşayacağım, yoksa bana verilen hayatın içinde kendi seçimlerimi yaparak gerçekten kendim mi olacağım?”

Cevabını kimse bizim yerimize veremez. Çünkü bazı cevaplar yazılmaz.

Yaşanır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir