Merhaba kıymetli okurlar, gönül soframın daimi misafirleri…
Bugün kalemin kağıda dokunuşu her zamankinden biraz daha heyecanlı, biraz daha coşkulu. Zira bugün sadece kelimelerin değil, bir hayalin, bir emeğin ve tam 11 farklı yüreğin aynı ritimle atarak hayat verdiği bir yolculuğun müjdesini paylaşmak için buradayım. 2,5 senelik bir emeğin ürünü olan yeni kitabımız “Yaşam Çemberi A.İ.L.E.” nihayet raflardaki yerini aldı, okuyucusuna giden o ince yolu buldu.
Bilirsiniz, bazen bir şeyi anlatmak için tek bir ses yetmez. Bazı hakikatler çok sesli bir koro gibi yankılanmak ister. Biz de 11 arkadaş, 11 yolcu olarak bir araya geldik; her birimiz çemberin bir yanından tuttuk ve ortaya bu kolektif eseri çıkardık. Prof. Dr. Lale Taner’in editörlüğünde; Ersin’den Nalan’a, Özgün’den Serpil’e, Songül’lerden Ruken’e, Rumeysa’dan Yasemin’e ve Zafer’e kadar her birimizin nefesi bu kitabın sayfalarına sindi. Aslında biz bu kitabı yazarken sadece bir eser ortaya koymadık; biz birbirimizin yaşam çemberine dahil olduk, gerçek bir “A.I.L.E.” olduk.
Peki, nedir bu Yaşam Çemberi? Ve neden A.İ.L.E.?
Kitabımızda uzun uzun anlattığımız gibi; hayat bir döngüdür. Nereden başlarsak başlayalım, sonunda yine kendi merkezimize döneriz. “A.İ.L.E.” kavramı bizim için sadece biyolojik bir bağın çok ötesinde; Aidiyeti, İyiliği, Liyakati ve Empatiyi temsil eden bir pusula.
Kendi yaşam çemberime baktığımda şunu fark ediyorum: İnsan, dışarıdaki dünyayı düzeltmeye çalışmadan önce kendi içindeki o çemberin kırıklarını onarmalı. Kitabımızın sayfalarında ilerlerken okuyucumuza sorduğumuz o temel soru aslında benim de her sabah kendime sorduğum soru: “Ben bu çemberin neresindeyim? Kendi içsel çalışmamda ne kadar dürüstüm?”
İnsanın kendi içine yaptığı yolculuk, dünyanın en uzun ve en zorlu yolculuğudur. Ama bu yolculuğun sonunda ulaşılan o “tam olma” hissi, tüm yorgunluklara değer. Biz bu kitapla, teknik bilgilerin soğukluğundan sıyrılıp; merhameti, sevgiyi ve toplumun temelini oluşturan o kadim ahlaki değerleri yeniden hatırlatmak istedik. “İnsanlaşma” dediğimiz o yüce durağa varabilmek için önce kendi ailemizden, sonra da toplumun geniş ailesinden gelen o manevi gıdayla beslenmemiz gerektiğini vurguladık.
İşte tam da bu içsel çalışma ve “çemberi tamamlama” gayreti içindeyken, takvimler bizi Ramazan Bayramı’nın o eşsiz iklimine çıkardı.
Ramazan ayı, aslında hepimiz için bir “içsel yaşam çemberi” provasıydı. Bir ay boyunca nefsimizle baş başa kaldık, sabrı kuşandık, eksiklerimizi gördük, soframızı paylaştık. Kendi iç dünyamızdaki o manevi boşlukları oruçla, duayla, tefekkürle doldurmaya çalıştık. Yani aslında her birimiz, bayrama kadar geçen sürede kendi “Yaşam Çemberi A.İ.L.E.” çalışmamızı sessizce yürüttük.
Toplumumuz için bayram, sadece bir tatil ya da bir kutlama değil; bir “iyileşme” anıdır. Kırılan gönüllerin onarıldığı, küskünlerin çemberin dışına itilmek yerine merkeze davet edildiği o muazzam birleşme vaktidir. Bizim kitabımızda bahsettiğimiz “toplumun temelini oluşturan manevi duygular”, bayram sabahı o ilk kucaklaşmada ete kemiğe bürünür. Büyüklerin eli öpülürken “aidiyet”, çocukların gözlerindeki ışıltıda “iyilik”, her sofrada herkese yer açılırken de o eşsiz “empati” duygusu yaşanır.

Sevgili okurlar, bu bayramda sizden küçük bir ricam var. Bayram sabahı sevdiklerinizle kucaklaşırken, sadece dışarıdaki bayramı değil, kendi içinizdeki bayramı da kutlayın.
Bu bayram, kitabımızda hedeflediğimiz o “insanlaşma” yolculuğu için bir milat olsun. 11 kişinin bir araya gelip bir eser üretmesi gibi, siz de bu bayramda sevdiklerinizle bir araya gelin ve o büyük toplumsal çemberin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlayın. Unutmayın; birimiz eksiksek, hiçbirimiz tam değiliz.
Yaşam Çemberi A.İ.L.E. kitabımızı hazırlarken duyduğumuz o heyecan, şimdi sizin ellerinizde bir şifaya, bir farkındalığa dönüşecek; buna yürekten inanıyorum. Bu çalışma, bizim size uzattığımız bir dost elidir. “Yalnız değilsin, seninle aynı dertleri paylaşan 11 yürek burada” demenin kağıda dökülmüş halidir.
Bu duygularla; başta bu kitabı birlikte ilmek ilmek dokuduğumuz 10 kıymetli yol arkadaşımın, sonra da siz değerli okurlarımın ve tüm İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı en kalbi duygularımla kutluyorum.
Bayramın bereketi hanenize, maneviyatı ruhunuza, huzuru ise yaşam çemberinize dolsun. Küskünlüklerin bittiği, sevginin liyakat bulduğu, her kapının bir “aile” sıcaklığıyla açıldığı nice güzel bayramlara…
Yolumuz açık, çemberimiz her daim sevgiyle tam olsun.
İyi Bayramlar, Keyifli Okumalar!

